16 Kasım 2007 Cuma

AYNA

Bir oda düşün..
Dört bir taraf ayna,
Bir görüntü düşün
Her baktığında yansıyan sen
Bir rüya düşün
Her düşün ardı sen
Bir gölge düşün
Aslına itaat tek görevi
Bir oda düşün
Dört bir taraf ayna
Bir sen düşün
Düşten hayalden
Bir düşü hayal et
İçinde hiçkimsenin olmadığı,
Sadece aynaların birbirine baktığı…

Aynanın benim hayatımdaki yeri bambaşka. Yaşamın temel gayesi GÜZELE AYNA OLMAK. Aynadaki görüntünün aksine AYNAnın kendi olmak… Değilmi ki seven sevdiğine ayna olmalı, değilmi ki seven sevdiğinin AYNIsı olmalı..

Ay yansır suda görünür
Suya bakan kendini görür
Dalıp dalıp gider sudaki görüntüye
Değmeye görsün BİR ANDA yokolur
Tutmak ister kendini göremez suda
Ayrı kalır
Bir kendi, bir de sudaki aksi görünür
Ya görünür ya da yokolur suyla birlikte..

Evet ayna olmak, yansımak öylesine bir girdap oluşturur ki artık kara delik misali sizi alır, yok eder, başka boyutlara yelken açarsınız dalga dalga…

Yalkın Tuncay

BEYNİYLE DÜŞÜNEBİLENLERE

Düşüncelerimizi nasıl oluşturuyoruz? Biz mi düşüncelerimize hakimiz? Yoksa bir süre sonra düşüncelerimiz mi bize hakim oluyor?

Her ikisi de doğru.. İnsanlar düşünce gücünü doğru ve yerinde kullanmayı bilirlerse, pek çok şeyi başarabilir, imkansız gördüğü şeylerin olabilirliğini farkeder. İşte her şey düşünce safhasında başlıyor. Nasıl mı? Bilinçli veya bilinsizce olayları yaratan BİLİNCİN kendisi. Diğer bir ifadeyle, bilinçli ve bilinçsizce düşündüğünüz herşey bilinç aracılığıyla gerçekleşmek üzere kendine yol arıyor.

Düşünce boyutunda oluşturduğumuz fikir ve tahayyüller yok olmaz. Bir yerlerde kayda girer. Daha doğrusu üretilmiş her şey evrensel sisteme anında işlenir. Ve yaratılan bu düşünce hayatiyet kazanır. Ve yaratıldığı amaç ya da program istikametinde büyümeye ve beslenmeye başlar. Eğer meydana gelmesine neden olduğunuz bu fikir ve düşünceyi beslerseniz, çok daha güçlü hale gelmeye başlar. Hatta sizi de yönlendirmeye, bu kez de size sahip olarak kendi doğrultusunda yeni programlar oluşturtmaya başlar. Hastalık sebebi virüsler gibi. Fikir ve düşüncelerin de kendi varlıklarını geliştirecekleri özel mekanları yoktur. Sadece kendine uygun ortamı bulduğunda konaklamaya ve gelişmeye başlar.

İşte algıladığınız tüm duygu ve düşüncelerde beyninizde yer bulur, aktif hale gelmeye başlar, ister sizin ürettiğiniz, ister bir başkasının ürettiği fikir olsun, ister bilinçli olarak kabullenin isterseniz farkına varmadan.. Bu noktada TV. aracılığıyla aldığınız etkileri düşünebiliyormusunuz? Üretilen ve algılanan her düşünce ve söz güçlü bir enerjiye sahiptir. İşin önemli olan kısmı beynimizde oluşan her birinin otomatik olarak beynimize işlenmesi ve zamanla gerçeğe dönüşmek üzere soyut anlamlardan çıkarak somut madde boyutuna yükselme istekleridir. Bu istek; düşüncenin doğasında mevcut olup, uygun ortamlarda fiil ve oluş boyutunda aniden karşımıza çıkıveririr. Biz kaynağını bilinç üstünde unutsak da, bilinç altımız bunları kaydetmiş ve unutmamıştır.

Bir de olumsuz mesajlar vererek, neleri yapabileceğimizi unutturuyoruz kendimize. Beyne olumsuz yapılan uyarılar nedeniyle oluşan şartlanmalar sonucu kendimizi sınırlıyor ve neredeyse zindanlara mahkum ediyor. İşin zor yanı yıllar boyunca beynimize yerleşmiş şartlanmaların ve kabullenmelerin bir anda silinmesi. Ancak bu imkansız anlamına da gelmiyor.
Beynimizin gücüne inanmakla başlamak gerekiyor işe. En önemlisi geçmişin geleceğe ayna tuttuğunu, nasıl yaşar ve inanırsak o şekilde muamele göreceğimiz.
O halde neler mi yapmalıyız?

-Olmak ya da yapmak istediğiniz olay ya da objeyi sık sık imgelemek, kurgulamak, Ancak imgelenen olayın çok dikkatli seçilmesi gerekiyor. Sonuçlarının da olumlu olacağını imgelemeniz gerekiyor. Bu konuya Aktif İmgeleme ve Rabıta bölümünde değinmiştik.)

-Beyninize ya da düşüncelerinize hep olumlu sinyaller ve yaklaşımlar gönderin, (Olayları müspet yönleriyle değerlendirin, başkalarını güzel yönlerini düşünün) ve olumlu enerjiler içeren düşünce ve sözler kullanın,

-Allah’ın evrende yarattığı halifesi olduğunuzun bilincinle kendinize değer verin, bunu hep hatırlayın ve her davranışınızla buna uygun hareket edin,

-Bu ilkelerin uygulanmasıyla gün be gün gelişmeleri izleyin ve bu çalışmada sabırlı davranın,

-Her günün bitiminde sizi rahatsız eden, ya da kızdığınız olay ve sözleri aklınıza getirin. Tümünü affedin.. ta ki içinizde bir rahatsızlık ve kızgınlık kalmayana dek..

Netice: Düşündüğümüz şey oluyoruz zamanla. Düşüncelerimiz bizi meydana getiriyor. Evet bu uygulamalardan sonra size ulaşan negatif önerme ve fikirler, kendiliğinden azalmaya başlayacaktır. Çünkü, başta da söylediğim gibi negatif düşünce ve enerjiler kendilerine uygun ortamlarda yaşama imkanı bulurlar. Aksi halde beyin tarafından oluşturulmuş bir nevi savunma sistemleri tarafından bloke edilerek bir şekilde uyuşturulurlar. Taki güçleninceye kadar. Ürettiğiniz negatif enerji ya da düşünceler ve olumsuz enerjileri barındıran mekanlar bunları harekete geçirebilir.

Bu nedenle yukarıdaki önerileri uygulamakta büyük fayda var. Gerisi ise size kalmış, seçim sizin elinizde.

Yalkın Tuncay

SAVAŞ VE BARIŞ

Düşünceler ve fikirler, evrende yok olmadan geziniyorlar. İlk insanın varlığından bu yana gelmiş geçmiş tüm düşünürlerin, bilgelerin bilgelik dolu düşünce söz ve eylemleri olduğu gibi evrende, sistemde negatif ve yıkıcı, tahrip edici düşünce, söz ve eylemlerde sürekli üretilmiş ve üretim her geçen gün hızlanan bir şekilde devam ediyor. Özellikle internet ile bilginin ortak ve kullanıma açık hale gelmesi, artık evrensel sistemde yer alan bilginin de paylaşıma açılacağına dair önemli mesajlar veriyor. Bilgi alışverişi, iletişim, telepati her geçen gün hızlanarak ve büyüyerek artmakta. Tahrip edici unsurlar ve diğer yandan yapıcı, onarıcı, tedavi edici unsurlar da gelişme ve büyüme çabasında.

Son dönemde dünyada savaş ve barış yanlıları şiddetli bir şekilde fikirlerini ortaya koyuyor, eylemler ve açıklamalarla hızlanan bir trende girdi. Diğer yandan kişisel, ülkesel ve bölgesel ince hesaplar yapılıyor. Beyinler analitik düşünmeye zorlanıyor. Diğer yandan ise vicdanlar sorgulanıyor. Fikir üretimi çok hem de çok arttı. Önümüzdeki günler çok önemli gelişmelere gebe. Oluşturduğumuz düşünceler, fikirler bizleri yönlendirmeye ve irademizi aşmaya başladı. En azından iki farklı ve güçlü görüş ağırlık kazanıyor. Ve bu fikirler toplumlar tarafından günden güne beslenerek güçlü kılınıyor.

Bakalım ve görelim. Sonuçları ve gelişmeleri kısıtlı ve şartlanmış beyin ve düşüncelerimizle nasıl algılayacağız, nasıl değerlendireceğiz. Bakıp da neleri görüp, neleri göremeyeceğiz?

Yalkın Tuncay

DÜŞÜNCELERDEN SORUMLU OLMAK

İnsanoğlu bilir de kullanamaz gücünü. Bir örnekle anlatmaya çalışayım. Evinize son model bir müzik seti aldınız. İşlevsel olarak çok farklı üstünlükleri olduğunu bildiğiniz halde, elinizde kullanım kılavuzunuz yoksa sağlıklı olarak çalıştıramazsınız. Denerken zarar bile verebilirsiniz. Ya da bir arkadaşınız aynı müzik setine sahipse size nasıl çalıştırılacağı ve en etkin bir şekilde nasıl bu cihazdan verim elde edebileceğinizi size öğretebilir değil mi?

Evet insan beyni de aynen böyle. İşin diğer yanı, o kadar çok işlevi var ki, bizler sadece çok az bir kısmını kullanıyoruz. Üzücü yanı ise , nasıl kullanabileceğimize dair verilen önerileri de dinlemiyoruz. Ya da dinlediklerimizi uygulamıyoruz. Sanki unutmaya programlanmış beyinlerimiz…

Öncelikle şunu bilelim. Düşüncelerimizden sorumluyuz.

Neden mi? Çünkü düşüncelerimiz olayların akışını yönlendiriyor, şekillendiriyor. Ya sizler canavarlarınızı yaratıyorsunuz, ya da MELEKlerinizi. Ürettiğiniz her dalga sizi ve sizin dışınızda diye algıladığınız herşeyi kısaca tümel TEK ana yapıyı etkiliyor da ondan.
Ya da olayı açıklamak üzere şöyle bir kurgulama yapalım. Vücudunuzun organlarından akciğerleriniz, böbreklerinize düşman olsun. Onunla mücadeleye girişsin ve savaşı kazansın. Bu durumda kim kazanır? Kim kaybeder? İŞTE KENDİ KENDİMİZLE SAVAŞTIR BAŞKASINA KARŞI BAŞLATILAN KİN, NEFRET VE HOŞGÖRÜSÜZLÜK. Evet düşünce boyutunda başlar saldırılar, negatif düşünceler. Bunları üreten beyindir.

Düşünce evrenin ana maddesidir. Üretilen düşüncelerin ne denli güçlü etkiler yapabildiğini gerçekten idrak edebilsek, kafamıza dolan düşünceleri nasıl da hassasiyetle irdelerdik. Günde on binlerce fikir ve düşünce oluşmakta beynimizde pek çoğu da negatif olmak üzere… Yaymış olduğunuz bu düşünceler doğrudan denize atılan taş misali yayılıyor sonsuza dek, ta ki pozitif bir enerjiyle karşılaşana dek hızı kesilmiyor. Eğer diğer negatif enerjilerle buluşursa bu kez de zincirleme reaksiyonlara dönüşüyor ve katlanarak, sanki bir çığ gibi artarak bir şekilde size geri dönüyor. İnanılmaz değil mi? Sonra da isyanlara başlıyoruz, ben bunları hakettim mi diye?

Böylesine negatif zincirleme reaksiyonlarının sorumluluğunu nasıl taşırız? Nasıl altından kalkabiliriz bu ağır sorumluluğun. Evet düşüncelerimizden sorumluyuz? Sorumsuzluğumuzun karşılığını mutlaka görürüz. Çünkü insan gerek kendi hayatını, gerek başkalarının hayatını bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yaydığı düşüncelerle şekillendirmektedir. Çünkü evren denilen sonsuz ve tek holografik yapı birbirini etkileyen enerji akımları ile dalgalanmaktadır.
Böylesine bir güce sahipse insanoğlu neden kullanmasın olumlu yönde ve üstelikle bilinçli bir şekilde? Farkındalık bu noktada çok önemli. İşin en can alıcı noktası da bu gücü farketmek ve holografik şuur ile aynı paralelliği yakalayabilmek.

En güzeli böylesine olumlu bir zincirleme reaksiyonunun ilk halkası biz olabiliriz. Şu andan itibaren olumlu düşünceler ve fikirler üretmeye başlayalım. Mesela şimdi bir konuda ihtiyaç sahibi biri ile karşılaşsam ve onun derdine çare olabilsem diyebilsek. Sevdiklerimizi ve kendimizi düşünerek, dostluklarımızın güzelliğini hatırlasak. Kendimizi mutlu ve sağlıklı olarak imgelesek. Bu günün harika bir gün olacağını, Yaratanın bize bahşettiği bu güzel yaşamda bulunmaktan dolayı ne kadar şanslı olduğumuzu düşünsek. Daha önce olumsuzluk, talihsizlik, şanssızlık ya da kötü diye nitelediğimiz tüm olaylar karşısında telaşlanmadan, kabullenebilsek ve onları sevgiyle karşılayabilsek.. Eminim ki onlar da şuurlu olarak sizin olumlu enerjilerinize dahil olacaklar, teslimiyet içinde sizin sahillerinize yüz vuracaklardır dalga dalga..

O halde sahip olduğumuz bu gücü bilinçli olarak yönlendirelim. Çünkü bizler her hal ve durumda ya çevremize etkide bulunuyor ya da etki alıyoruz. Önemli olan, bu negatif etkilerden mümkün olduğunca korunabilmek, üstelik de çevremizi olumlu yönde etkilemek, evrensel sisteme olumlu mesajlar vermektir.

Atom altı boyuta verilen her bir mesaj kodlanır. Ve tüm sistem tarafından algılanır.
Şöyle bir düşünün sebepsiz sıkıntılarınız nereden kaynaklanıyor? Neden bunalımlardan kurtulamıyoruz? Bizler ya da toplumlar. Değişen birşey yok ben ya da biz aynı mesafede ele alındığında aynı sıkıntılar ve buhranlar.. Allah kimseye haksızlık etmez der Kur’an. Sizler kendi ellerinizle inşa etmektesiniz iyilikleri de kötülükleri de.

O halde kuantsal boyutta düşüncelerimizin nasıl değerlendirildiğini hiç bir zaman aklımızdan çıkarmayalım ve sürekli olumlu mesajlar vererek, sevgimizin çığ gibi tüm insanlığı kaplamasını dileyelim.

Dileyin ve bekleyin…

Yalkın Tuncay